Devrim için yaşamak, bugünkü koşullarda kadının en özgür yaşam halidir. Ve proleter kadınlar, emperyalist sistemi yıkmanın, bu sistemin bütün dayanaklarıyla tamamen ortadan kaldırılmasının en tutarlı ve kuvvetli toplumsal kesimidir. Erkek egemen kapitalist emperyalist sömürü sistemi, kadınlara yönelik cinsiyetçi baskı, şiddet ve sömürüden vazgeçmediği gibi, bu sistemi yıkacak olan sosyalist devrim de kadın devrimini gerçekleştirmeden olamaz. Kadın devrimi de ancak sömürü sistemlerinin tamamen ortadan kaldırmasıyla gerçekleşebilir.
Sömürünün cinsiyetçi zemini
Erkek egemen zulüm sistemi kapitalizme özgün değil. Kadınların sömürülmesi, mülkiyetleştirilmesi ve baskı altına alınması, özel mülkiyet sistemiyle beraber bütün sömürücü toplum biçimlerinin zeminini oluşturur. Ataerkil sistem, köleci sistemden başlayarak kapitalist emperyalist sisteme kadar, her bir sömürü sistemi içinde ona uygun özgün biçimler alarak varlığını sürdürür.
Bugün, içinde yaşadığımız kapitalist emperyalist sömürü sisteminin en önemli dayanaklarından biri, erkek egemen sistemdir. Milyonlarca işçi ve emekçiyi sömüren sistem, kadınları ikinci cins pozisyonda tutarak, iki ve üç kat sömürerek, yeniden üretimi kadınların sırtına yükleyerek, kadınların doğurganlığını kontrol ederek, erkeğe bağlı kılarak ve hakikaten erkeklere ‘armağan’ ederek, kadınları erkek şiddetinin hedefi haline getirerek kendini ayakta tutuyor.
Kapitalist emperyalizmin cinsiyetçi zemini
Bugünkü kapitalist emperyalist sömürü sistemi erkek egemen düzene yaslanarak kadın işgücünü daha ağır sömürüyor ama daha düşük ücretlendiriyor. Böylece kadın işçiyi, işçi sınıfının genel olarak maaşlarının düşürülmesi ve sömürü yoğunluğunun artmasının kaldıracı olarak kullanıyor. Böylece iş piyasasında sürekli rekabet halinde kalan, düşük ücretle sömürülen geniş bir işçi ordusuna sürekli yeni “askerler” dahil oluyor. Emperyalist rekabetçi ve sömürgeci savaşlarda ölüme gönderilen askerler yedek ordularıyla birlikte hazır tutulmuş oluyor. Kadın işçi böylece bütün işçi sınıfına yönelik sömürü saldırılarının etkin bir aracı haline getiriliyor.
Kapitalist emperyalist sömürü sistemi, kadınların günde kaç saat evin dışında çalışıp çalışmadığı sorusunu sormadan, aile aracıyla bütün yeniden üretim işlerini de kadınların sırtına yüklüyor.
Sürekli düşürülen reel ücretlerle ve her geçen gün yeni zamların baskısı altında yoksullaşan emekçilerin çok az gelirle idare etmesinin tüm sorunu, kadın cinsine yüklüyor. Aile yapısının içinde yokluktan besin yaratan kadınlar, tecrit ev ortamında, erkek egemen baskı altında sesini çıkartamayınca böylece sınıf çelişkisini yumuşatan bir aracıya dönüşmüş oluyor.
Sağlıksız koşullar altında uzun yıllar çalışıp hastalanan, iş kazası yaşayan, çalışmaz hale gelenlerin bakımı da kadın cinsine yüklenerek, kapitalizmin neden olduğu böylesi sorunların sınıf çelişkisi içindeki etkisi azaltılmaya çalışılıyor.
Erkek egemen kapitalist sistem, aile kurumu aracılığıyla, sürekli yeniden üretilen aile ideolojisini güçlendiriyor.
Kadın cinsi böylece farklı sömürü alanlarının ihtiyaçlarını karşılar, bazen adı kutsal sayılır, bazense adı çürümenin öznesi olarak başrol oynar. Kapitalist emperyalist sistem kadınların hem üretim alanındaki hem de yeniden üretim alanındaki sömürüsüne bağımlıdır. Kapitalizm kadınları bu şekilde çok yönlü, katmerli sömüremezse kendini ayakta tutma şansı yoktur.
Erkek egemenliği ve sınıf işbirlikçiliği
Toplumsal güçlerin devrimci saflaşması ancak kadın devrimi yanlı bir saflaşma olabilir. Kapitalist, emperyalist, sömürgeci iktidarlar, ezilenleri ve işçi sınıfını cins ayrımıyla bölmeye çalışıyor. Erkek egemenliği aracıyla ezilen erkekleri sömüren sınıflardaki erkekle iş birliği içinde olması için üzerinde baskı uyguluyor.
Kapitalist erkek egemen sistem, yeniden üretim alanı hakimiyeti ile beraber kadınları özel ‘hizmetçi’, ev kölesi haline getirip ezilen erkeklere bırakıyor. Kadınlar kendi başına geçinemeyecek kadar düşük ücretlere ve erkek egemen gelenekle bağlı miras haklarından yoksun, erkeklerin geçim kaynaklarına bağımlı kalıyorlar. Ezilen erkek, yeniden üretim alanıyla sınırlı da olsa, gelirler, ev, araba gibi özel mülkiyetin sahibi oluyor. Ezilen erkekler, bu mülkiyet alanında yaşayan kadınlar üzerinde mülkiyetçi ilişki kurma imkanına sahip oluyor. Kapitalist erkek egemen sistem, erkeklerin kadınlara karşı şiddet uygulamasına her türlü alan açıyor. Bunu resmi hukuksal düzenlemelerle yapmadığı yerlerde, fiil olarak erkeklere yönelik cezasızlık politikalarıyla ve özsavunma hakkını kullanan kadınların ağır ceza gibi yöntemlerle yapıyor. Bu sistem içerisinde, kadınlar erkeklerin özel mülkiyet alanında, onların kontrolü ve egemenliği altında, şiddet araçlarıyla “terbiye” edebildikleri, isterlerse de tecavüz edebildikleri, isterlerse de öldürebildikleri bir mülk olarak yaşamak zorunda kalıyorlar.
Kapitalist erkek egemen sömürü sistemi, ezilen erkekleri bu yolla egemenlerin, sömürenlerin saflarına dahil ediyor. Bu son derece gerici uzlaşmayı bozmak gerekiyor. Ve ezilen erkekleri, ezilen kadınların yanında özel mülkiyete dayalı sömürü sistemini yıkmanın hedefiyle saflaştırmak gerekiyor.
Sosyalist devrim ve kadın devrimi
Ezilen kadınlar, özellikle işçi kadınlar özel mülkiyeti ele geçirme imkanından yoksun pozisyondadır. Kendi bedenlerine ilişkin söz hakkı elinden alınarak, bedenleri bir mülk haline getirilmiştir. O yüzden en fazla işçi kadınların özel mülkiyet sisteminin devam etmesinden hiçbir çıkarı yoktur.
Proleter kadınlar, kapitalist sömürü sistemini ve onun dayanağı olan özel mülkiyeti tamamen ortadan kaldırarak hem kapitalist sömürü ve baskıdan hem de erkek egemen sömürü ve baskıdan özgürleşiyor. Bunun yanı sıra, sömürü sistemlerinin ortadan kaldırılabilmesi için, onun dayanağı, ataerkil sistemi tamamen ortadan kaldırması gerekiyor. Yani, sömürü sistemlerini tamamen ortadan kaldıracak sosyalist devrim ancak proleter kadının öncülüğünde gerçekleşecek bir kadın devrimi ile mümkündür. Proleter erkeklerde erkek egemenliği zemininde burjuva erkekle uzlaşma zemininde buluşsa da, kapitalist ve proleter arasındaki sınıf çelişkisi uzlaşmaz bir çelişkidir. Erkek proleter, kapitalist sınıftan burjuva erkek ile erkek egemenliği zemininde işbirliğine girdiğinde, kendi sınıf çıkarından aykırı pozisyona girer. Proleter sınıfın uzlaşmaz çıkarı, kapitalist sömürü sistemini ortadan kaldırmasıdır. O nedenle proleter erkeğin, erkek egemen sınıf uzlaşmasından kopması, uzak durmasına ihtiyacı vardır ve zorunludur. O yüzden proleter erkeğin, stratejik bir ittifak içinde kadın devrimin yanında saflaşması mümkün ve ihtiyaçtır, dahası zorunludur.
Kadın cinsini sömüren erkek egemen özel mülkiyet sisteminin son biçimi de erkek egemen kapitalist sistemdir. O yüzden kadın devrimi sadece proleter devrimin gerçekleşmesiyle mümkündür. Bu nedenle kadın devriminin gerçekleşebilmesi için, kadın cinsi proleter sınıfla stratejik ittifak kurmaktadır.
Devrimci saflaşmanın örgütlenmesi
Kadın cinsinin kendi tarihsel rolünü oynayabilmesi için toplumsal bir kuvvet olarak saflaşması gerekir. Kadın cinsinin bireyleri olarak toplumda, işçi sınıfında ve devrimci örgütlerde dağınık biçimde kendi rolünü oynaması mümkün değil. Ancak toplumsal bir kuvvet, kolektif bir kuvvet olarak örgütlendiğinde, erkek egemen kapitalist emperyalist sisteme karşı mücadelesinde kendi rolünü oynayabilir.
Kadın cinsi, ancak örgütlü bir şekilde cinsiyetçi sömürüye yaslanan kapitalist sisteme bütün kuvvetiyle saldırarak, ezilenlerin umut ışığı olabilir. Ancak örgütlü bir şekilde, devrimci saflarda da etkin olan erkek egemen uzlaşmacı eğilimlere karşı; uzlaşmaz, devrimci bir odak oluşabilir. Ancak böyle, sömürü iktidarlarını koruyan gerici erkek egemen saflaşmalarını bozarak, ezilenleri kendi etrafında erkek egemen sömürü sistemlerine karşı kenetleyebilir.
Kadın cinsi ile proleter sınıf arasındaki ittifak; bu ittifakın içindeki egemen sistemin uzantılarının ancak bilinçli bir şekilde mücadele ederek, kadın devrimi lehine örgütleyerek gerçekleşebilir. Her alanda, kadın özgürlük mücadelesine dair bütün sorunlarda, yetkili kadın örgütleri kurarak, ortak örgütlerde ise hukuksal güvencelenmiş şekilde kadın cinsin eşit temsili sağlanarak gerçekleşebilir. Bu ittifakı net ve bilinçli bir şekilde kadın devrimi lehine düzeltmemek, yani cins çelişkisi ekseninde ilişkilenmeyi kendiliğindenciliğe bırakmak, bu ittifakın bugünkü mevcut egemenlik dengesi lehine, yani erkek egemenliği lehine düzenlenmesi anlamına geliyor. Aynı durum devrimci ve komünist örgütleri için de geçerli. Özel mülkiyetin erkek egemen niteliğinin uzlaşmacı gücü, devrimci ve komünist örgütler içinde de etkin oluyor. Devrimci kadınlar ancak sık sık omuz omuza durarak, hayatın her alanına giren ve egemenliğini kurmaya çalışan, yaslandığı maddi zeminin varlığıyla devam eden erkek egemen rüzgarlara karşı dik durmayı başarabilirler. Aynı zamanda devrimci kadınlar birbirinin ellerini çok sıkı tutmazlarsa, erkek egemenliğinin arkasında sürüklenir.
Özel mülkiyetin erkek egemen niteliğinin uzlaşmacı etkisi, kapitalist sınıfın devrilmesinden sonra da devam eder. Kadın devriminin toplumu alt üst eden süreçlerinde de özel mülkiyetin tamamen ortadan kaldırılmasına kadar devam eder. Özel mülkiyeti ortadan kaldırıncaya kadar mücadelemiz ve kadın devrimi hattımız devam edecektir.
Kadın devriminin silahlı kuvveti
Yukarda anlattığımız gibi, kadın devrimimiz; özel mülkiyetçi, ataerkil sistemi erkek egemen emperyalist kapitalist sistemin yıkımını kapsamaktadır. Kapitalist sınıf, kendi iktidarından tabi ki ikna edilerek, gönüllü vazgeçmez. Tam tersinde, her türlü zulümle, elinde bulunan bütün şiddet araçları, devlet yapısının bütün imkanlarını ortaya koyarak, ordu, polis, jandarma, istihbarat vb şiddet aygıtların her biçimini seferber ederek, kendini, ezilenleri sömüren iktidarını savunacaktır ve savunuyor.
Yukarda anlattığımız gibi, kadınların bu sistemde yaşadığı katmerli erkek egemen sömürüsü, sistemin ayakta durmasında anahtar bir rol oynuyor. Kadınlar bu zulme karşı baş kaldırdıklarında, üzerinde durduğu zeminin yerinden oynadığının farkında olan sömürü sistemleri, kadınların ellerinin hayata uzanması isteğini vahşice ve kan içinde boğmaya çalışıyorlar.
Kürdistan’da ve Ortadoğuda, Türkiye gibi faşist, kapitalist başkaca sömürücü devletler de kadın özgürlük mücadelesinin bayrağı yüksek tutan örgütleri, sınır tanımayan kanlı savaşlarında yok etmeye çalışıyor. Kadın özgürlük mücadelenin önderleri ve temsilcilerini suikastlarla katlediyor. Sokaklara çıkıp seslerini yükselten kadınlara, her türlü şiddeti kullanarak evin tecridine geri gitmeye zorluyor. Kadınların erkek egemenliğin altında yaşamasının işareti olan başörtülerini biraz açtıklarında, katlederek cezalandırıyor. Eşbaşkanlık gibi kadınların toplumsal alanda temsil edilmelerini sağlayan mevzilerini, kanlı darbeler örgütleyerek yıkmaya çalışıyor. Kadın devriminin toprağı olan Rojava’yı, devrimin temsilcileri kadar halklara da yönelik saldırılarla boğmak, yok etmek istiyor.
Kadın devriminin kuvvetleri her ne kadar örgütlü olsalar da, silahlı örgütleri olmazsa argümanları iktidarı ele geçirmek için asla yetmez. Kadın özgürlük mücadelesinin kuvvetleri, erkek egemen faşist ve kapitalist iktidarların bugünkü saldırıları karşısında savunmasız bırakır, onlara teslim eder. Kadın devrimi ancak silahlı bir devrim olarak gerçekleşebilir. Ve kapitalizmin yıkılmasında kadınların silahlı güçleri, devrimin bir kadın devrimi olarak gerçekleşmesi ve ilerlemesinin de güvencesi olacaktır.
Özgür bir yaşam için KBDH’a
Kadın özgürlük mücadelenin savunucularından olan Friedrich Engels, özgürlüğü “zorunluluğun kavranması” olarak tanımladı. Doğanın ve toplumun yasaları ne kadar kavranırsa, o kadar söz konusu yasalara yaslanarak ve onu uygulayarak doğanın ve toplumun oluşumu ve gelişimini etkileyebilir. Böylece toplumun gerçeğini doğru kavrayarak, tarihin yönü saptanabilir.
Erkek egemenliğin özel mülkiyet sisteminin zemininde durduğu sistemin bugünkü biçimi emperyalist kapitalist sömürü sistemidir. Bu sistem, ancak işçi sınıfı ile stratejik bir ittifak kurarak silahlı sosyalist bir devrim içinde yıkılacaktır. Bu devrimin aynı zamanda kadın cinsinin örgütlü önderliğinin altında gerçekleşen bir kadın devrimi olması gerektiği ve kadın devrimi olarak özel mülkiyetin ve erkek egemenliğinin tamamen ortadan kaldırılmasına kadar devam ettirilmesinin gerektiğini kavrayabiliriz. Kadın cinsinin ancak bu yoldan özgürlüğe kavuşabileceğini kavrayabiliriz. Kadınlar olarak bugün yaşayabildiğimiz en özgür yaşam, bu bilinç ile özgürlüğe giden bu yolda yürümektir
KBDH olarak, siyasal özgürlük ve kadın devrimi çizgisinde toplumsal saflaşmanın gerçekleştirilmesini esas alıyoruz. Sen de bizimle özgürlüğe giden yolda yürü. Sen de özgür bir yaşam için, KBDH saflarına katıl.
Yaşasın Kadın Devrimi
(Birleşik Devrim dergisinin 41. sayısında yayınlandı.)