126 yıl önce, sosyalist kadınlar, Clara Zetkin’in öncülüğünde, 1857 8 Mart’ında New York’ta bir tekstil fabrikasında hunharca katledilen kadınların anısını yaşatmak için 8 Mart’ı Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak ilan ettiler. Bu ilan, aynı zamanda sosyalist kadınların, sömürünün ortadan kalktığı, kadınların ezilmediği ve ikinci sınıf sayılmadığı özgür bir dünya için mücadele azminin de bir ifadesiydi. Bugün, bu onurlu mirası sahiplenerek, erkek egemen kapitalist sistemin yarattığı tahakküm ve sömürü ilişkilerine karşı direnişimizi büyütüyor, sesimizi daha gür çıkarıyoruz!
Patriyarkal kapitalist sistemin çitleriyle kuşatıldık. Bedenlerimiz, emeğimiz, kimliğimiz, hatta zihinlerimiz bu çitlerin ardına hapsedildi. Ama artık bu çitleri parçalama zamanı geldi. Çifte sömürüye koşulduğumuz, ikinci sınıf insan yerine koyulduğumuz bu dünyaya sığmıyor özgürlük düşlerimiz. İtirazı öfkeye, öfkeyi eyleme dönüştürerek erkek egemen bu dünyayı sarsıyoruz. Çünkü biz özgürlüğü avuçlarımıza alacağımız bir dünyayı istiyoruz ve biliyoruz ki özgürlük mücadeleyle inşa edeceğimiz bir gerçekliktir.
Türkiye’de kadınlar, faşist iktidarın kendilerine biçtiği deli gömleğine sığmıyor
Kadınlar, faşist AKP-MHP iktidarının “Aile Yılı” adı altında dayattığı gerici politikaların hedefinde. Aile, patriyarkal kapitalist sistemin en küçük hücresi olarak, kadınların bedenlerini, emeklerini ve kimliklerini kontrol altında tutmanın bir aracıdır. Ailenin sağlamlaştırılması, kadınların çığlıklarının yankılandığı aile duvarlarının kalınlaştırılması; her koşulda kadınların ev içi köleliğini sürdürmenin zorunlu koşuludur. Kadınlar, ev içinde görünmez kılınan emekleriyle sömürülürken, bir yandan da esnek çalışma adı altında güvencesiz, ucuz işgücü olarak pazara sürülüyor. Yoksulluk, işsizlik ve artan hayat pahalılığı, kadınları iki kat daha derinden sarsıyor. Ancak kadınlar, artık bu zincirleri kırmak için sokaklara çıkıyor.
Kadın cinayetleri, erkek egemen sistemin örgütlü ve sistematik şiddetinin bir sonucudur. Her gün onlarca kadın, erkek şiddeti nedeniyle hayatını kaybediyor. Faşist devlet, kadın cinayetlerini önlemek bir yana, bu cinayetleri meşrulaştıran yasaları ve politikaları hayata geçiriyor. Nafaka hakkı gasp ediliyor, şiddet uygulayan erkekler korunuyor, kadınların özsavunma hakkı yok sayılıyor. Ama artık bu şiddete boyun eğmeyeceğiz.
LGBTİ+ düşmanlığı, iktidarın cinsiyetçi ve heteroseksist karakterini çıplak bir şekilde ortaya koyuyor. Kadınlar ve LGBTİ+lar, iktidarın gerici politikalarına karşı direniyor, özgürlük mücadelesini büyütüyor.
Faşist iktidar, Kürt halkının seçme ve seçilme hakkını bile yok sayıyor, belediyeleri kayyım saldırısıyla gasp ediyor, eşbaşkanlık sistemini hedef alıyor ve Kürt kadınlarının özgürlük arayışını bastırmaya çalışıyor.
Dünyada ve Ortadoğu’da kadın isyanı mayalanıyor
Ortadoğu coğrafyasında, kadınlar savaşların, çatışmaların ve emperyalist müdahalelerin en ağır bedelini ödüyor. Suriye’de, dünün cihadist çeteleri bugün emperyalistler tarafından iktidara getirilmiş durumda. HTŞ gibi çeteler, kadınları hayatın her alanından silmeyi hedefliyor. Alevi, Hristiyan ve seküler kadınlar, hedef tahtasına konuluyor. Daha önce iki kadının zina yaptığı iddiasıyla katledilmesi kararını veren bir çete liderinin Adalet Bakanı olduğu bir “yeni Suriye” ile karşı karşıyayız.
Rojava’da ise kadın devrimi, faşist Türkiye destekli SMO çeteleri tarafından hedef alınıyor. Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı tanınmıyor, özgürce yaşaması “beka sorunu” olarak görülüyor.
Filistin’de, Gazze’de siyonist İsrail’in yaşattığı soykırımda kadınlar, en büyük acıları yaşıyor. Ölüm kusan silahlara eklenen yoksulluk ve sefaletle, adeta toplama kamplarına sıkıştırılmış, bir bütün olarak kuşatılmış durumdalar. Savaşın büyük yıkımı arasında, Filistin’de ölüme inat yaşamı yeniden örmenin ağır sorumluluklarını yükleniyorlar.
Afganistan’da kadınların bırakalım dışarı çıkmayı, camdan bile dışarıyı görmeleri yasak; bulundukları odaların camları tuğlalarla kapatılıyor. Taliban rejimi, kamusal alanda bir bütün olarak kadınları silmiş, adeta ülkeyi kadınsızlaştırmış durumda.
ABD’de, Avrupa’da ve dünyanın birçok yerinde ırkçı-faşist dalganın yükselişi, kadın düşmanlığını da körüklüyor.
Ancak tüm bu saldırılara karşı dünyanın dört bir yanında, kadınlar eşitlik ve özgürlük talepleriyle mücadele etmekten geri durmuyorlar. Filistinli kadınların direnişi, İranlı kadınların “Jin, Jiyan, Azadî” çığlığı, hepimizin mücadelesidir. Rojava Kadın Devrimi, dünya kadınlarının devrimidir! Ona nerede olursak olalım sımsıkı sarılacak, savaş cephelerindeki YPJ savaşçılarını, savaşçılarına bedenlerini siper ederek devrimi savunan Kuzey-Doğu Suriye halklarını enternasyonal dayanışmamızla selamlayacağız.
Latin Amerika’da, Arjantin’den Meksika’ya kadar kadınlar, kürtaj hakkı ve kadın cinayetlerine karşı sokaklarda. ABD’de, kadınlar Trump’un yeniden başkan olmasıyla artan hak gasplarına karşı öfke biriktiriyor. Avrupa’da kadınlar, hak gasplarına ve göçmen kadınlara yönelik, ırkçı ve cinsiyetçi saldırılara karşı mücadele ediyor. Afrika’da kadınlar, yoksulluk ve şiddete karşı direniyor.
Kadınlar olarak, erkek egemenliğine, kapitalizme, emperyalizme ve faşizme karşı birleşiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, kadınların özgürlük mücadelesi, tüm insanlığın özgürlük mücadelesidir. Dünya kadın hareketi, bizim hareketimizdir. Küresel dayanışma, bizim gücümüzdür.
Özgürlük ellerimizde!
Kapitalist sistem, dün olduğu gibi bugün de kadınların bedenlerini, emeklerini adeta çitliyor. Ama artık bu çitleri yıkma, erkek egemen kapitalist sistemi ve onun bir parçası olan her kurumu, ondan nemalanan her yapıyı ve kişiyi sarsmanın, parçalamanın zamanıdır.
Kadınlar olarak, görünmeyen emeğimizi görünür kılmak; evsel köleliği parçalamak; çifte sömürüye koşulmuş hayatlarımızı geri almak, bu sömürü çarkını parçalamak için mücadele ediyoruz. Yan yana gelerek birbirimize dokunduğumuzda; örgütlenip cinsel, ulusal ve sınıfsal sömürü ve tahakküm ilişkilerinin, baskının köklendiği kapitalist sisteme karşı mücadele ettiğimizde; kendi davamıza sahip çıktığımızda tarihin akışını değiştirecek irade ve güce sahip olacağız.
Kürt özgürlük hareketinin, dört parçada yürüttüğü mücadele ve değişen dünya ve bölge konjonktürü üzerinden bir parçada (Kuzey Kürdistan’da) mücadele araç ve yöntemlerini değiştirme kararı almasıyla birlikte Kürt özgür kadın hareketinin dayandığı mücadele düzlemi de farklılaştı. Kürt özgürlük hareketi tarafından, bütünsel anlamda Kürt halkının kazanımlarını sabitleme ve siyasal tanınırlık kazandırma hedefiyle geliştirdiği süreçte, Kürt halkının her bir demokratik hak ve talebi için Kürt özgür kadın hareketiyle yan yana, omuz omuza mücadele edecek, birleşik kadın mücadelesini yükselteceğiz.
Kadınlar olarak, bir ıssızda veya hapishaneye dönüştürülmüş bir hane içinde ölüm korkusu, taciz veya tecavüz saldırısına uğrama endişesi yaşamaksızın kendimiz olarak yaşayabilmek için birbirimizden güç alacağımız bir mücadeleden başka yolumuz yok. Erkek egemen kapitalist sistem içinde elde ettiğimiz her hak, bir gece ansızın gasp edilebiliyor veya kağıt üzerinde kalabiliyor. Kazanımlarımız, patriyarkal kapitalist sistem varlığını sürdürdüğü müddetçe, burjuva biçimsel eşitlikten öteye geçmiyor. Gerçek kurtuluşumuz, erkek egemenliğinin nihai yenilgisi ve bütün insanlığın kurtuluşunu sağlayacak olan devrim ve komünizmle mümkündür. Ve komünizme doğru yol alacağımız bir devrim, hiç tereddütsüz silahlısından silahsızına tüm savaşım araç ve yöntemlerinin bir aradalığıyla birlikte ancak gerçekleşebilecektir.
Sadece kendimize ait bir odayla sınırlanmaksızın, eşit ve özgür olacağımız bir dünyayı ancak her cephede mücadeleyi yükselterek ve erkek egemen kapitalist sistemi parçalayarak kurabiliriz. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde, tüm kadınları alanlara çağırıyoruz. Kadınlar olarak birbirimize omuz veriyor, dayanışıyor ve mücadele ediyoruz. Biliyoruz ki, özgürlüğümüzü ancak birbirimize omuz verir, dayanışır ve birlikte mücadele edersek kazanabiliriz.
Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!
Yaşasın Kadın Dayanışması!
Jin, Jiyan, Azadî / Kadın, Yaşam, Özgürlük!
Yaşasın Devrim ve Komünizm!