Hegemon erkek sistemin, yaşadığı kriz ve çıkmazlarla yeni paylaşım hesaplarına giriştiği, kirli politika ve savaşlarla halklara, kadınlara ve doğaya düşmanlığını pervasızca ortaya koyduğu ve böylece sürdürülemezliğinin yaşamın her alanında görüldüğü bir dönemden geçiyoruz.
Küresel hegemon güçler yeni paylaşım hesapları yaparken, derinleştirdiği faşizmin sonucunda en zayıf dönemini yaşayan AKP-MHP özel savaş rejimi; halklara ağır bir ekonomik ve toplumsal çöküşe mal olan, kirli savaş politika ve uygulamalarında ısrar ediyor.
Sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu ve dünya genelinde, toplumlara, kadınlara ve doğaya yönelik kırım politikalarının zirveye çıkışını doğru okumak, karşı mücadeleyi nereden ve nasıl geliştirmemiz gerektiğini görmek açısından önem taşıyor.
Erkek egemen iktidarların çarpıtmalarının ötesinde, mevcut durumun tarihsel kökenlerine dair hakikatlerin bilincine sahip olmak ve bilinç oluşturabilmek başlangıç için olmazsa olmaz kabilinde. İhtiyaç olan tarihsel bilinci oluşturmak bu yazının amacı değil. Zaten öyle olsa bile bir yazıyla bu ihtiyaç giderilemez. Konumuzun ihtiyaç duyduğu tarihsel sürecin gizlenen, yazılmayan, örtülen yüzünden birkaç örnek vermek isteriz.
Tam 233 yıl önce “Erkeklerin kadınlar üzerindeki tiranlığı tüm eşitsizliklerin kaynağıdır” demişti Olympe de Gouges. O ve kadın yoldaşları 15 Eylül 1791’de yayınladıkları Kadın Yurttaşın Hakları Bildirgesi’nde; kadınları uyanık ve cesur olmaya, kendine güvenmeye, haklarına sahip çıkmaya ve özgürlük için harekete geçmeye çağırmışlardı. Kadın direniş tarihinde faşizme karşı mücadelede ilki 15 ülkeden 59 kadınla gerçekleştirilen Enternasyonal Sosyalist Kadın Konferanslarının önemli ve değerli bir yeri vardır kuşkusuz. 1917 Ekim devrimini başlatan Petrogradlı kadın işçiler, Genotdel’de örgütlenerek sorunlarına köklü çözümler arayan, kolhozlar kuran kadınlar… Çin devrimi için birleşerek savaşa katılan, politik alanda yer alan kadınlar, Küba devriminde ve Vietnam devrimlerinde gerillacılık yapan, sonra da siyasete, toplumsal yaşama, üretime daha güçlü katılım için mücadele eden kadınlar…
Bu deneyimlerin öğreticiliğinden yararlanmak büyük önem taşıyor elbette. Bu devrimlerde kadınlar teorik ve pratik olarak güçlü bir varlık göstermişlerdi. Dönemin ufkuyla, genel devrim sorunlarının çözülmesiyle kadın kurtuluşunun gerçekleşeceğine inanılmıştı. Ancak, toplumsal yaşamın özgürleştirilmesi içinde kadın sorununun köklü çözümü, cinsiyetçi baskı ve sömürüyle mücadele hak ettiği gibi öncelikli yerini alamamıştı. İnkar edilemeyecek önemli adımlar atılmışsa da bu devrimler sonrasında zamanla kazanılmış haklar yontuldu. Yine binlerce yıldır biçilen nesne konumu aşılamadı, kadın sorunlarının ağırlaşmasının önü alınamadı.
Faşizme karşı mücadelede Almanya, İtalya ve 53 ülkeden binlerce antifaşistin, enternasyonalistin de katıldığı 3 yıl süren İspanya direnişinde de kadınlar çok önemli görevler üstlendiler. Asya, Afrika ve Abya Yala (Latin Amerika) ülkeleri başta olmak üzere ekonomik-askeri olarak işgal edilen ülkelerde, savaşların ganimetleri sayılan kadınlar hem sömürgeciliğe, hem baskıcı devlet sistemine ve hem de toplumsal yargılara karşı mücadele arayışı içinde oldular.
İlk kadın devriminin yani Neolitik Devrimin gerçekleştiği mekan olan Ortadoğu ülkelerinde oldukça uzun bir geçmişe sahip, direniş damarını canlı tutmayı başarmış bir kadın özgürlük mücadelesi var olageldi. Dini geleneklerin ağır etkisindeki ülkelerde kadın kurtuluş mücadelesi, emperyalist, sömürgeci-işgalci güçlere, erkek devlete ve toplumsal cinsiyetçiliğe karşı verilen mücadele ile içiçe gelişti.
Tarihin son 500 yılı aşan kesitinde, kendinden önceki iktidarcı sistemleri aşan yönleriyle kapitalist sermaye sisteminin de üretime hükmetme çabası, beraberinde toplumun, kadınların, ekolojinin doğasına müdahale ve tahakkümünü getirmiştir. Egemen erkek karakterini güçlendiren bu sistemin de en derin ve yapısal çelişki yaşadığı toplumsal varlık, kadındır. Bu nedenle azami kâr kanununa göre işleyen, derinleştirilmiş kölelik düzeni olarak adlandırabileceğimiz kapitalist uygarlık aşamasının en temel ideolojik karakterlerinden biri cinsiyetçiliğidir. Tekelci kapitalizm varoluş doğası gereği toplumun büyük bir çoğunluğunu pazar ekonomisinin paletleri altında ezerek sosyal eşitsizliğe dayanırken, cinsler arası eşitsizliği korumaya büyük özen gösterdi, gösteriyor. Küresel sömürgecilik ve yarattığı güdümlü rejimler eliyle yürütülen savaşların, ekonomik talana dayanan politikaların mağdurlarının başında kadınlar ve çocuklar geliyor.
Toplum üzerinden eksik edilmeyen siyasi, kültürel, ekonomik tahakküme kadın sözkonusu olduğunda düşünsel, ruhsal, bedensel, cinsel tahakküm de eklendi, ekleniyor. Kadınlara yönelik fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddeti tahrik ve teşvik eden, buna olanak tanıyan karakterini çözümlemek, mücadele doğrultusu için büyük önem taşıyor.
Devletlerin faşist politikaları gereği, egemen iktidarcı zihniyetle erkeği yetiştirmesinin, cinsiyetçi davranışlara yöneltip teşvik etmesinin sonucunda, erkeğin kadın düşmanı olduğu bir dünya yaratılmıştır. Aynı dünyada kadınlar, fikirsel, ruhsal, ekonomik ve toplumsal olarak sınırlandırılmış ve kontrol edilebilir seviyede tutulan, sosyal, ekonomik ve beden sömürüsüne maruz kalan, tecavüz, taciz mağduru olan, zorla ya da çocuk yaşta evlendirilebilen, aile içinde, sokakta, işyerinde aşağılanan, baskılanan, şiddet gören, ölümüne kolaylıkla karar verilebilen, bedeninin her parçasına uydurulmuş “cazibe” kriterleri biçilen, çok erken yaşlardan itibaren eğitim yoluyla erkeğe itaat ve teslimiyet öğretilen, bağımlılaştırılan, yoksunluğa ve yoksulluğa alıştırılandır. Kadınlar dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, ailede, sokakta, çalıştıkları yerlerde cinsiyetçi kültür ve gerici değer yargılarının reva gördüğü şiddet ve psikolojik baskılar ile karşı karşıya kalıyor.
Boyun eğdirme yöntemlerinin ortak adresi açık şiddet türleri olmakla birlikte, erkek egemen sistemin çürümüşlüğü nedeniyle daha fazla derinleştirerek ısrarla sürdürdüğü özel savaş uygulamalarının da bilincinde olmak ve aşmak gerekmektedir. Özel savaşla toplumsal gelişime hizmet etmesi gereken temel araçlarla (eğitim, medya vb.) manipülasyon yapılmakta, böylece çarpıtılmış bilinçlerle kanaatler oluşturarak tutum ve davranışların sisteme hizmet etmesi amaçlanmaktadır. Bu stratejiyle kadınları ve toplumu belleksizleştirerek, özgürlük ve kurtuluş mücadelesine yönelmekten alıkoyma, hedef saptırma esas alınmaktadır. Kadınların kökleriyle, toplumsallığıyla buluşmasının, yaşamı özdeğerlerle örmesinin, biçilen resmi, sistem içi ve geleneksel roller dışında varolmasının önü alınmak istenmektedir. İnşa edilen erkekliğin beklentilerini karşılamaya koşan inşa edilmiş kadınlar bu savaş yöntemiyle yaratılmaktadır. Erkek şiddete sevkedilir, bu konuda cesaretlendirilirken kadının sessiz kalmaya, tahammül göstermeye sinmeye sevkedilmesi, yönlendirilmesi, bunun uygun ve doğru olan olduğu yalanı daha yoğun biçimde modern araçlarla, üstü örtülü biçimde sürmektedir.
Küresel hegemonyanın çıkarlara ters düştüğünde engellemek, zayıflatmak ve yönlendirmek istediği tüm mücadelelerde olduğu gibi, kadın özgürlük mücadelelerini de; liberal, neoliberal politikalarla esnekleştirme, örgütsüzleştirme, fonlarla-yönlendirme politikaları uzun süredir devrededir. Kadınların radikal mücadelelerini “tehlikesiz” sınırlara çekme amacı taşıyan bazı uluslararası kuruluşlar, direniş alanlarını hedefleyerek destek görünümlü müdahaleleriyle, devlet denetimindeki proje ve politikalara bağlı kalarak sürdürülmesi misyonunu yerine getirmektedir. Böylece sorunların asıl faili olan sistem ve devlet kaynaklı nedenlerinin de üstü örtülmeye çalışılmaktadır.
Bu politikaların bir parçası olarak son dönemde, sistemin aktif siyasi ve askeri güçlerine daha fazla kadın dahil edilmektedir. Bir taşla birkaç kuş vurmak adına, bu kadınlar eliyle de cinsiyetçi politika ve uygulamalar korunmaya çalışılmaktadır.
Diğer yandan erkek egemen sistemi güçlendirdiğine şüphe olmayan liberal-neoliberal bireyci özgürlük anlayışların sürüklediği yer; depolitizasyon, yaşamda amaçsız-hedefsiz sürüklenme, toplumsal gerçeklikten kopuk lümpen yaşamlardır. Bu planlı, bilinçli ve sinsi yönlendirmeler; kadınları hafızasızlığa, politik alandan uzak durmaya, radikal tutumlar almamaya, “hiyerarşik” olduğu iddiasıyla örgütlenmeye karşı olmaya, hemcinslerine aşırı eleştirel, kindar bakmaya, anlamsız rekabete ve daha sayabileceğimiz birçok nesne karakterine sahip olmaya itmektedir. Böylece de ideolojik, kültürel, ekonomik vb her alanda kurumlaşmış erkek egemen sistem karşısında; kadınlar meta olarak kullanılmaya ve her türlü saldırılara açık olmaya devam ediyor.
Gerçekte bu ne doğal olandır ne de kaderdir.
İktidarcı erkek aklının ve onun sisteminin kadınlara reva gördüğü yaşama katlanmak, tahammül etmeye çalışmak, alışmak yerine karşısında durmayı, mücadele etmeyi, yaşamına dair karar gücü olmayı tercih etme zamanı çoktan gelmiştir. Varlığımızı, kimliğimizi, haklarımızı savunamadığımız her durum hegemon erkekliği güçlendirmektedir. Şüphesiz ki giderek yeterli çoğunluk reddederse bu kötülük düzeni alt üst olacaktır.
En altta ezilen, toplumdan dıştalanmış cins ve sınıf olarak kadınları bilinçlendirerek ve birleştirerek çoğalmak, özgürlük mücadelesine ivme kazandırmak; değişim gücü devrim gücü olabilmekle mümkündür.
Kadınlar giderek daha fazla konuda söylenegelenle sınırlı kalmamaları gerektiğini biliyor. Buna göre dünü okuyor, yarına dair hayallerle bugünde adımlar atmaya çabalıyor. Bu kadınlar ki emperyalizmin, küresel ve yerel sömürgeci politikaların, devlet baskısının, toplumsal cinsiyetçiliğin saldırılarına yaşamın her alanında maruz kalan tüm kadınlar için özgürlük arayışındalar.
Anti faşist, anti emperyalist, anti sömürgeci, anti tekelci, anti-militarist, anarşist, sosyalist, komünist, ekolojist mücadelelerdeki kadınlar. Özgürlük arayışlarını özgün örgütlenmelerde, kadın hareketlerinde ya da feminist yapılarda yürüten kadınlar… Mücadele için gerekiyorsa zor araçlarıyla direniş diyen, bu sistemde erkek de özgür değil onunla eşitlenmek yetmez diyen kadınlar…
Sözün kısası hangi ırk, etnik kimlik, inanç, renk, kültürden ya da siyasal görüşden olursa olsun tüm kadınlara seslenmek, yüreğine, öfkesine dokunmak ve ayaklandırmak, özgürlük mücadelesinde yoldaşlaşmak isteyen kadınlar var artık.
Ortadoğu’da, Türkiye ve Kürdistan’ın birleşik devrim mücadelesinde Kadınların Birleşik Devrim Hareketi (KBDH) bu iddiayı taşıyan kadınların adresidir.
Birleşik Devrim mücadelemizde geleceğe bakarken bizleri biraraya getiren ortak değerlerimize dayanarak; perspektifimizi, yoldaşlaşmamızı nasıl büyüteceğimizi, dünya kadınlarına da öncülük misyonumuzu nasıl yerine getirebileceğimizi tartışıyoruz.
Hegemon erkek sisteminin kadınların yaşamına dair kararlarına da uygulamalarına da mahkum değiliz diyoruz. Kendi kararlarımız, belirlediğimiz politikalarımız ve özgür yaşam pratiğimizle var olacağız diyoruz. Kadınların bilinçlenmesi, iradesini açığa çıkarması, örgütlenerek mücadele etmesi ve yaşamı kurtarması gerekir diyoruz.
Özgür, eşit ve adil bir yaşam arayışında ve mücadelesindeki kadınlar olarak, kendi savunmamız ve özgürlüğümüz sözkonusu olduğunda; ne faşist sömürgeci rejimlerden ne de küçük ortakları egemen erkeklerden bir beklentimiz olamaz diyoruz.
Özsavunma vazgeçilmez bir insan hakkı olarak teslim edilemez, devredilemez karakterdedir. Hedefte kadınlar olduğunda saldırıların nasıl vahşi bir hal aldığının nice örneği vardır. Fiziksel savunma ihtiyacı iktidar medyasında dahi gündemleşmektedir. Mevcut durumda yasalar ve kışkırtılan geri gelenekler katliamcılardan yanadır. Tedbir almakla yükümlü olduğu söylenenler teşvik durumunda ısrar ediyorsa, yaşamını ve özgürlük hakkını kimseye devretmeksizin caydırıcı, dönüştürücü tüm yöntemlerle savunmaya geçmek meşrudur. Böylece devlet ve erkeklerin belirlediği sınırları aşmak artık olmazsa olmazdır. Bu durumda tepki ve tutumları yasal çerçeveyle sınırlamanın sonuçsuz kaldığı gerçeğini görmek gerekmektedir. Saldırılara karşı koyma hakkını en radikal şekilde ortaya koyma zamanıdır. Kadın yaşamına, haklarına yönelik saldırının geliştiği her yerde bilinçlenme, örgütlenme ile özsavunmayı zengin yöntemlerle geliştirmek zorunludur. Belli bir zamanla, gelişen saldırılara tepkilerle sınırlamaksızın, gözle görülür sonuçlar alınıncaya kadar eylemleri sürdürme kararlılığını iradesini göstermek gerektiği de açıktır. Sadece ölmemek için değil, esas olarak özgür yaşam alternatifini geliştirmek için biraraya gelerek mücadele yol ve yöntemleri geliştirmeye ihtiyaç vardır. Yaşamın her alanında örgütlü var olma, yaşamı ve özgürlüğü savunabilmek için olmazsa olmazdır.
Kadın özgürlük mücadelemizde ilkesel ölçülerle politik mücadele alanını geniş tutmak, emperyalizme, kapitalizme, ırkçılığa, milliyetçiliğe, küresel sermaye ve sömürgeciliğe, savaşa karşı olan her güç, kişi, kurum ve örgütlenme ile ilişki ve ittifak arayışına girebilmek gereklidir. Bugün artık hangi adla yürütülüyorsa yürütülsün kadınların özgürlük mücadelelerini birbirinden koparan, parçalayan ve etkisiz bırakan sorunların aşılması hiç olmadığı kadar olmazsa olmazdır. Birleşik mücadele, birleşerek kurtuluş ve birlikte çözüm perspektifini geliştirmeye ihtiyaç vardır. Ortak kavram, kuram ve kurumsal açılımlara şiddetle ihtiyaç vardır.
Kadınlar olarak birbirimizle yoldaşlığın büyük değerini görebilmemiz gerekiyor. Özgür yaşamı inşa etme yeteneklerimizi yoldaşlaşarak yeniden canlandırmalıyız. Ezilenlerin direniş tarihinden beslenerek, tüm coğrafya ve kimliklerden kadınları kapsamaya, diyalog ve dayanışma ile politik bağ kurmaya giderek ittifaka dönüştürmeye çabalamak büyük önem taşıyor. Batılı-oryantalist bakışla küçümseyen-dıştalayan yaklaşımlar ile kültürlere ve inançlara yabancılığın aşılması önemlidir. İdeoloijk, politik, sınıfsal ve inançsal farklılıklara değil ortak mücadele konularında birbirini tamamlamaya odaklanmalıyız. Birbirinin ortak yönlerini görmek yerine ayrıştırma ve karşıtlaştırarak ele almak, ortak mücadele alanlarını daraltmak erkek aklının dayatmasıdır.
Kadın özgürlük mücadelesinin güçbirliği ve stratejik ittifak içinde olması gereken yine bu sistemin ekonomik, siyasi ve politik olarak sömürdüğü, ezilen tüm sınıf, halk, inanç ve kültür direniş güçleridir. Kadınlar olarak; ideolojik-politik alanda, ekonomi, demokrasi alanlarında yön veren ve irade ortaya koyan olmak zorundayız. Tarihin seyrinin özgürlük eşitlik ve adaletin hakim olduğu zamanlarla ilerlemesi ancak böyle mümkün olabilir.
Kadın sorununu, ek bir ilgi alanı ya da pasif mücadele konusu olarak ele almak büyük yanılgılardan biridir. Kadınların kurtuluşunun toplumsal kurtuluşla bağını kuramayarak; özgün örgütlenmeyle genel mücadelenin zayıflayacağı, parçalanacağı iddiası da diğer bir yanılgı olarak yaşana gelmektedir.
Genel ve özel alandaki tecavüzcü sistemi giderek aşmak üzere sınırlarını zorlayacak radikal tutumlar yerine teşhirle sınırlı kalma, yasallık çerçevesinde, pasifist bir eylem perspektifinde çakılıp kalma etkisizliğe, darlığa ve marjinalliğe mahkum bırakmaktadır. Bizleri mücadelecilikten koparan, radikal düşünme ve eyleme geçme gücünden uzaklaştıran eğilimleri iyi çözümlenmek ve aşmak zorundayız.
Cinsiyetçi karşıt sistemin teori ve pratiklerini ideolojik-politik ve örgütlü duruşla sarsmak ve yıkmak temel hedef haline gelmelidir. Kaba, düz erkek karşıtlığı yapmak bu mücadelede bir yöntem olamaz. Çünkü erkekle mücadeleci, dönüştürücü ilişkilenmeyi yadsımak ve erkeğin dönüşümünden kendini sorumlu görmemek de egemen sisteme hizmet eden bir yaklaşım olmaktadır.
Dünyanın dört bir yanında düşünsel-siyasi-sosyal ve kültürel tüm yaşam alanlarında hayatı topyekûn özgürleştirmeyi hedefleyen kadın varlığı, kadınların özgürlük bilinci ve arayışı yükselmektedir. Dünya genelinde erkek aklın politika ve saldırılarına karşı arayışa, harekete geçen milyonlarca kadın vardır. Artık direniş tarihimizde yerelden başlayıp küreselleşen eylem örnekleri vardır. #NiUnaMenos, One Billion Rising, Aborto Legal, #MeToo, Time’s Up, Uluslararası Kadınlar Grevi, Kürdistan kadınlarının özgürlük mücadelesiyle Jin Jiyan Azadi serhıldanları… Kurdistan dağlarında başlayıp Kürdistan’ın dört parçasındaki sokaklarda yankılanan, Türkiye’nin şehirlerine oradan Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine taşan “Jin Jiyan Azadî” sloganı günümüzde artık dünyanın birçok yerinde de kadın özgürlük mücadelesinin ortak sloganı olmuştur. Jin Jiyan Azadi felsefesinin özü; kadınların bir nesne gibi kullanıldığı, sömürü çarkında ezildiği, koparıldığı yaşamı reddederek, kendi kimliğiyle özgürlükle anlamlandırdığı yaşama kavuşmadır. Sokaklarda haykırmak kadar yaşam tarzını bu hedeflerle belirlemeye yönelmek gerekmektedir. Yerelden başlayıp küresel düzey kazanan bu eylemlerin elbette sorunların daha fazla görünür kılınmasında etkisi olmaktadır. Ancak sorunların aşılması konusunda daha alınması gereken çok yol olduğuna şüphe yoktur.
Dünya kadın hareketleri için esas sorun; protesto ve itirazların sistemde değişim yaratmaya yol açmamasıdır. Değişim gücü olabilmek için neye ihtiyacımız var? Örgütlenme, eylem perspektifimiz ne olmalı? Bu sorulara kollektif cevaplar arandığı her yerde kazanımlarımız büyüyecektir.
Özel savaş politikalarının yarattığı engelleri kaldırmayı mümkün kılacak olan mücadeledir. Ankara’da 23 Ekim’de devrimci fedai eylem gerçekleştiren Asya Ali ve Rojger Helin şahsında açığa çıkan gerçekleri, bu açıdan da okumak mümkündür. Yani savaş ve mücadele gerekçelerinizin bilinci güçlü ise ve kendinizi emekle yaratarak yaşam enerjinizi açığa çıkardıysanız, yaşamın elinizden alındığı, çalındığı yerde, düşmanın önünüze çıkaracağı tüm engelleri aşarak hesap sorabilirsiniz. Eyleminizle sarsabilir, düşünce, duygu ve ruhsal düzeyinizin ifadeye kavuşmasıyla da sistemin ideolojik dayanaklarını yerinden oynatabilirsiniz.
Sorgulama, muhakeme gücü ve özgür bilinç seviyesine ulaşma çabası olmaksızın mücadele bir tercih olmamaktadır. Kadınların irade ve yetilerini gördüğü ölçüde, devrimci mücadeleye katılmaktan kaçınmayacaklarına inanmalıyız. Her kadında; bilinçte kararlılıkla mücadeleden vazgeçmemeyi, sonuç alınıncaya kadar inadı, ısrarcı tutumu geliştirmek, erkek egemen sistemin sınırlarını parçalama cesaretini geliştirmek gerekiyor. Sessizce ve tek başına yürütülen varoluş mücadelelerini, direnişleri; ortaklaştırıcı ve geliştirici bir bağ kurmak, büyük kirli oyunu bozacaktır. Ulaşabildiğimiz kadar kadınların katılabileceği tartışmalarla düşünsel paylaşım, ortaklaşma alanlarını çoğaltmak, kollektif iradenin örgütlenmesi için önem taşımaktadır.
Kadın ve çocuklara yaşattırılanlara, ekolojik yıkım sorunlarına odaklanan sivil toplum ve resmi kurumlar dışında da kadın grupları, platformları, inisiyatifleri, komiteleri, meclisleri geliştirmek mümkündür. Bilinçlendirme çalışmaları kapsamında okullar, kurslar açmak, seminer, panel, çalıştaylar ve atölyeler düzenlemek, maddi ve manevi dayanışma ağları örgütlemek mümkündür.
Tarih boyunca yaşanmış yenilgileri, aşılamayan eşikleri yıkmak için kararlılıkla ve özgürlüğe kilitlenerek direnişi örmek, büyütmek tüm insanlığa kazandıracaktır.
Kadın olmak sistem-karşıtı olmak, örgütlü yaşamı ve mücadeleyi tercih etmek için yeterince güçlü bir nedendir. Kadın özgürlük mücadelesi, toplumsal hareketler arasında sayıca en büyük, nitelik olarak en etkili olabilecek güçtedir. O halde kadın mücadelesini küreselleştirme çabasında olmak mücadelemize ivme kazandıracaktır.
Kapitalist sistemin siyasi-ekonomik ve askeri çıkarlarına göre düzenlenmiş uluslararası hukuk ve devlet yasalarında yer alıp-almamasını bir ölçü olarak görmeksizin, erkek devletin soykırım, sömürge ve hak gasplarına karşı; örgütlü direniş hakkını kullanmak zorunludur ve bu nedenle de sonuna kadar meşrudur. Artık kadınların yaşam hakkını korumaları için teşvik edildikleri, savunma teknikleri ve araçları ne kadar meşru ve zorunlu ise; diğer tüm hak ihlallerine karşı da zor araçlarının kullanımı zorunludur, meşrudur. Varlığını, yaşamını, kimliğini ve hakları korumak demek olan özsavunma için şiddet kullanmak, acizlikten ve korkakça dayatılan her ne ise ona teslim olmaktan çok daha değerlidir, insan olmaya yakışan tutumdur.
Bu tutum geniş kadın kitleleri tarafından geliştirildikçe, kadın direniş tarihinden bir kesitin efsaneleştirilmesi olarak okuyabileceğimiz Şahmaran’ın halkı için öngörülenler gerçekleşecektir. Şöyle denilmektedir “Şahmaran’ın öldürüldüğünü anladıklarında, bilincin gücü ile Maranlar uyanışı yaşayacak ve yeryüzü Maranların isyanıyla sarsılacak, sömürgenin başkaldırısı gerçekleşecek ve yeryüzünü özgür kılacak.” Kadınların fiziki ve ya da ruhsal olarak neden katledildiklerinin, yaşamdan koparıldıklarının, erkek hegemon akılla bedenlerinin yaşarken de nasıl parçalandığının, sömürgeciliğin hangi araçlarla yürürlükte olduğunun farkına varan, bilince çıkaran, devrimci harekete kalkan kadınlar çoğaldıkça, yeryüzü büyük özgürlük başkaldırısına-serhıldanına ve giderek zaferine tanıklık edecektir.
(Birleşik Devrim dergisinin 42. sayısında yayınlandı.)