Dünya da ve Türkiye- Kuzey Kürdistan’da egemenlerin saldırıları son bir yılı kapsayacak şekilde, katlanarak devam etti. Ezilenlere yönelik şiddetin genişlediği ve pervasızlaştığı sorunu, Gazze’ye yönelik işgal saldırıları esnasında tüm çıplaklığı ile bir kez daha ortaya kondu. Emperyalistlerin Filistin halkına yönelik bu açık katliamı, dünya denklemini belirleyen emperyalist egemen güçlerin dünya halklarına ve ezilenlerine dolaylı yoldan da bir mesajıydı. Filistin halkını da aşan bu mesaj; dünya haklarına ve ezilenlerine direnmenin beyhude olduğunu, direnirseniz kadın-çocuk demeden, okul-hastahane, kilise-cami demeden taş üstünde taş bırakmayız, dünyanızı başınıza yıkarızdı…
Aynı mesaj, dünya siyasetinde güç kazanan faşist partiler ve dinci- selefi gerici yönetimler tarafından cins mücadelesi kapsamında, kadınlara ve LGBTİ+lara da verilmek istendi. Hatta pratik olarak adımları da atıldı ve kadın özgürlük mücadelesi ciddi saldırılara maruz kaldı.
İran ve Afganistan’dan sonra Suriye’deki dinci-gerici yönetim de kadınlara zorunlu hicap uygulaması getirdi ve kendi yönetimleri altındaki bölgelerde kadınların yanlarında erkek yakını olmaksızın dışarıya çıkması yasaklandı. Suriye’ye ait kimi kentlerde translara yönelik toplu tutuklamalar ve katliamlar yaşandı.
Kadın ve LGBTİ+ hak ve mücadeleleri; son bir yılda dünyanın birçok yerinde erkek egemenlikli yapı ve yönetimlerin atış talimi yaptıkları alelade bir hedef tabelasıydı. Seçim yatırımları, kim daha çok kadın ve LGBTİ+ düşmanı şekline büründü. Başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere kürtaj yasakları ve doğum kontrolüne erişim kısıtlanmaları gündeme geldi; cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri hastalıktır denerek, LGBTİ+ların varoluşları reddedildi; kadın katliamları, cinsel şiddet, nefret suçları ve emek sömürüsü hiç olmadığı kadar arttı.
Türkiye-Kuzey Kürdistan’da kadın kazanımlarına yönelik saldırılar benzer biçimde devam etti. Şimdi ise “Aile Yılı” ilanlarıyla, kadınların evlere hapsedilmesinin planları yapılmakta ve bu planların sonucunda kadınların bakım emeğine zorlanması ve daha fazla emek sömürüsüne maruz kalmaları hedefleniyor. Doğum oranlarının düşmesi nedeniyle çocuk doğumuna yapılan teşvikler, çocuk başına verilen para ve uzun vadeli planlamalarla beraber, doğum kontrollerine erişimlerinin zorlaştırılması ise kadınların fetüs kabına dönüştürülmesinin sadece bir ön aşamasıdır.
LGBTİ+lar ise uzun süredir “ailenin güçlendirilmesi” politikalarının temel gündemini oluşturuyor. “Kutsal aile”nin yıkıcıları olarak görülen LGBTİ+lar iktidar söylemlerinin doğrudan hedefi konumundadır. Son günlerde gündeme gelen ve cinsel yönelim ile cinsiyet kimliklerinin açık beyanına hapis cezası öngören yasalar için hazırlanan kimi maddeler ise LGBTİ+ları can güvenliği başta olmak üzere cinsiyetçi, homofobik saldırılara açık hale getirmektedir.
Cins mücadelesi açısından zaten zorluklarla ilerleyen politik sürecin daha da zorlaşacağının göstergesi olan bu örnekler; erkek şiddetinin artışında görüldüğü gibi, şiddet faillerine yönelik cezasızlıkla, özsavunma hakkını kullanan kadınlara verilen ağır cezalarla, nefret suçlarına teşvikle beraber daha da saldırgan bir hale evrilecektir.
Erkek egemen devlet politikalarının bu temeldeki gidişatı, her şeyden önce kadın mücadelesinin ve direnişinin eksenini kırmaya, kadın ve LGBTİ+ları cebir yolu ile tahakküm altına almaya yöneliktir.
Ne var ki erkek egemen kapitalist sistem var oldukça ve şiddet devam ettikçe zulmün karşısında direnme meşruluğu da sürecek; kadınların akıntıya karşı yüzmeleri, mecburiyetler cumhuriyetine isyan etmeleri son bulmayacaktır.
Ve dahası Ortaçağ damgacıları tarafından “cadılık emareleri”ni arama adına bedenleri iğneyle delik deşik edilen kadınların direnişçi nesilleri, emeği ve bedeni üzerine söz kuran bugünün modern damgacılarına karşı kadın özgürlük mücadelesini büyütecektir.
Direniş; ziyadesiyle çetin ve ziyadesiyle sistemden alacaktır. Mücadelenin bu sarih yönü birçok isyanın ve karşı duruşun eylem dalında tomurcuklanmasını sağlayacaktır. Feyzalınması gereken, karanlığa kandil olan bu çıkışlardır.
Tahran Azad Üniversitesi’nde zorunlu başörtüsüne karşı soyunarak eylem yapan kadın öğrencinin cesareti; cinsel şiddete karşı yüz binlerce Hintli kadını bir araya getiren kalabalığın iradesi; burjuvazinin “adalet” saraylarını ateşe veren Meksikalı kadınların öfkesi; toplumsal ahlak kurallarını ayaklar altına alarak “utanç taraf değiştirmeli” diyen Gisele’nin dik duruşu; emek sömürüsüne karşı grevlere öncülük eden Türkiye- Kuzey Kürdistanlı kadınların direnişi; aşılmaz çitlerin, engebeli yolların ve sivri yamaçların da kudretli yürüyücüler sayesinde aşılabileceğinin bu yıl ki örnekleridir.
Cesareti kırılmış, inancı örselenmiş, yetenekleri gaspedilmiş her kadın hatırlamalı ve unutmamalıdır:
Pencere kenarında oturup dışarıda mücadele edenleri izlemek yerine, kör kayıtsızlığa karşı savaşmayı seçenler sayesinde bu cinsiyetçi karanlık yırtılabildi.
Kendi hayatının dümenine geçmekte ısrar eden cüretkar özneler; giyotinleri, idam sehpalarını, ölüm mangalarını mesken eyledi diye bu bataklıklar kurutulabildi.
Ve bu dünya; öfkeli olmayı yeğleyenler var diye, direnmeyi yaşamın bir parçasına dönüştüren kadınlar son bulmadı, çoğaldı diye daha zifirileşmedi.
Her yıl olduğu gibi bu yılda sömürü koşullarına başkaldıran ve bunu canları ile ödeyen New York’lu 129 dokuma işçisi kadının özgürlük bedeli bıraktığı miras; ardılları tarafından sahiplenilip, büyütülecektir. Ve kadınlar bugün de kapitalist sömürü altında çalınan emeğin, aç karınların, yoksullukla sınanmanın, şiddetin, erkek kollayan adaletin, kadın katillerinin, çocuk istismarcılarının ve nefret faillerinin beslendiği düzene karşı ortak seslerini, taleplerini tüm kıtalardan yükseltecektir.
Bir kez daha 8 Mart’ı yaratan eylemci kültürün, yıkıcı dinamiğin direnişini selamlarken,
başta bugünün ilham kaynağı Clara Zetkin yoldaş olmak üzere, sosyalizm mücadelesinde ölümsüzleşen tüm kadın öncüleri saygı ve minnetle anıyor; ağır bedeller karşılığında bizlere devredilen o yüce mirası büyütme ve özgürlük mücadelesi uğruna kazanılacak tüm mevziler için savaşı geliştirme sözümüzü yineliyoruz.
* Yaşasın Kadın Özgürlük Mücadelemiz!
* Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!
* Jin, Jiyan , Azadi!
Maoist Komünist Parti / Merkez Komitesi
Mart 2025