Bugün, dünya çapında milyonlarca kadın olarak, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü, bir kez daha emeğimizi, haklarımızı, insanlık onurumuzu savunma ve özgürlük mücadelemizde önemli bir kilometre taşı olarak karşılıyoruz. Zira, 8 Mart bir kutlama değil, hem ülkemizdeki faşist diktatörlüğün sömürü ve zulmünün arttığı hem de emperyalizmin saldırganlığının, savaşların yıkıcı etkilerinin yükseldiği, bedenimiz ve emeğimizin giderek daha da artan baskılara maruz kaldığı bir dönemde, mücadeleyi kurtuluşa taşımanın önemli bir aracıdır.
Emperyalizm, tüm dünya halklarını olduğu gibi, emekçi kadınları da sömürü ve şiddet sarmalında ezmektedir. Neo-liberal politikalar, dünya dört bir yanındaki savaşlar, işsizlik, yoksulluk ve çevresel felaketler, kadınları sistematik olarak daha da yoksullaştırıyor, yaşamlarını çalıyor, köleliğe mahkum ediyor. Bugün, dünya genelinde kadınlar, sadece ekonomik krizlerin değil, aynı zamanda savaşların da kurbanıdır. Birleşmiş Milletler’in verilerine göre, savaş, işgal ve çatışmalardan etkilenen ülkelerde kadınlar, % 70 oranında daha fazla mağduriyet yaşamaktadır. Savaşlarda, kadınların cinsel şiddet, tecavüz ve kölelik gibi barbarca saldırılara uğraması, emperyalizmin en vahşi yüzü olarak tam karşımızdadır.
Biz kadınlar, savaşların sadece birer mağduru değil, aynı zamanda en büyük yükünü taşıyanlarız. Bizler, evlerinden-yurtlarından edilen, işkenceye uğrayan, şiddet gören, göçmen olarak sefalet içinde yaşamak zorunda bırakılan, sınıfsal olarak dışlanan, her anlamda yıkıma uğrayanlarız. Unutmayalım ki, her geçen gün artan göçmen-mülteci kadın sayısı, savaşların ve kapitalizmin yarattığı yıkımın bir sonucudur.
Emperyalizm, biz kadınları sadece savaşların ve ekonomik krizlerin kurbanı yapmakla kalmıyor, aynı zamanda kadınları sömüren ve onları ikinci sınıf olarak gören sistemin ta kendisi olarak işlevini sürdürüyor. Bugün, Türkiye’de de kadınlar bu küresel düzenin yıkıcı etkilerinden fazlasıyla etkileniyor. Ülkemizdeki ekonomik kriz, işsizlik, enflasyon ve güvencesiz çalışma koşulları, özellikle biz kadınları ve LGBTİ+ları hedef alıyor. Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı sadece yüzde 30’lar seviyesinde seyrederken bu oran, kadınların yalnızca iş gücünden dışlanmadığını, aynı zamanda iş yerlerinde maruz kaldıkları ayrımcılığın boyutlarını da gözler önüne seriyor. Kadınlar, ücret eşitsizliği, iş güvencesizliği ve düşük ücretli işlerde yoğunlaşarak emeklerinin insafsızca sömürülmesiyle karşı karşıya. İşçi sınıfının hak talep eden her türlü eylemine, grevine karşı patronların önünde kolluk kuvvetleriyle barikat ören AKP-MHP iktidarı mücadelemizi ezmek için elinden geleni ardına koymuyor.
Ama yalnızca bu da değil; Türkiye’de, son yıllarda kadın ve LGBTİ+ hakları alanında büyük gerilemeler yaşanmaktadır. Kadınların bedenleri üzerindeki ataerkil denetimler, son dönemde daha da güçlenirken, İstanbul Sözleşmesi’nin 2021 yılında feshedilmesinin ardından artan bir hızla, AKP iktidarının aileyi koruma adına kadına yönelik şiddet yasalarını zayıflatması, kadınların güvencesizliğini daha da artırmıştır. Kadına yönelik şiddet, neredeyse her gün bir cinayetle sonuçlanırken bu şiddet kültürü, devletin ve yargı organlarının tutumuyla daha da pekişmektedir.
Bu yılın “aile yılı” olarak ilan edilmesi, bu güvencesizlik durumunun daha da artacağının işaretidir. Geçtiğimiz yıl meydana gelen kadın cinayetlerinin yüzde 68’i eski/yeni eş/sevgili tarafından işlenmişken ailenin kadınlar için başlı başına bir güvenlik sorunu olduğu açıktır. Zaten çok yetersiz olan ve takibi yapılmayan nafaka hakkımızın gasp edilmeye çalışılması da bizleri “aile” denen hapishanede tutmanın bir yoludur.
Diğer yandan, büyük mücadelelerle kazandığımız bedensel özerkliklerimiz konusundaki haklarımız, kadın karşıtı yasalarla engellenmeye devam ediyor. Kürtaj hakkımız, son yıllarda ciddi bir tehdit altındayken, AKP iktidarının kürtaj hakkını kısıtlamaya yönelik açıklamaları, kendi bedenlerimiz üzerinde söz sahibi olma hakkımızı ellerimizden almayı amaçlıyor.
“Örgütlü Mücadeleyle Kazanacağız!”
Emperyalizmin saldırgan politikaları, artan savaş tehditleri ve ülkemizde de kadın ve LGBTİ+ların ekonomik ve toplumsal konumundaki gerileme, hepimizi daha fazla örgütlenmeye, dayanışmaya ve mücadeleye çağırıyor.
Tüm bu karanlık tabloya rağmen, kadın mücadelesi, sokaklardan fabrikalara, okullardan iş yerlerine kadar her alanda sesini yükseltmelidir. Her gün daha fazla örgütlenmeli, direnişi büyütmeli ve ataerkil sistemle savaşmak zorundayız. Bunu sadece kendi haklarımız için değil, işçi sınıfı ve emekçi halkın gerçek kurtuluşu için yapmak zorundayız.
Tarih boyunca direndik, savaştık ve zaferler elde ettik! Şimdi de mücadelemizin bayrağını daha da yükseltmek için Türkiye’den ve dünyanın dört bir yanından kadınlar olarak, eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelemizi bir kez daha haykıralım.
1857’de New York’ta tekstil işçisi kadınların canları pahasına başlattığı bu mücadele, dünyanın her köşesinde devam ediyor/edecek!
Yaşasın Enternasyonal Kadın Dayanışması!
Emperyalist Savaş Tehdidine, Faşizme, Irkçılığa, Yoksulluğa ve Ataerkiye Karşı Savaşacak, Kazanacağız!
Yaşasın Partimiz TKP-ML ve KKB!
TKP-ML KKB
Mart 2025